Birkaç Yüz Yıl

Uykusuzluk,
Ruhun apartman boşluğudur
Pencerelerde çicekli saksılar olmayan
Ve ok gibi saplanır geceleri sırta
Hüzün, keder veya neyse adı
Birkaç yüz yıldır böyleyim, şaşırma
Kozasız kelebekler kusuyor bağrım
Bilincim rotasız ve daim açık
Ardı tuzak dolu kapılar gibi
Doktorlar insomnia diyor buna
Minik bir serçe ise kaybolan yıllar
Ne serçe yalan söyleyebilir bana
Ne de gittiğim suratsız doktorlar

Maruzattan öte,
Bir saplantı yormak vaktidir şimdi
Ağlamayı bile öğrenmeden henüz
Ağlamaklı dizeler yontmak
Ağlamaktan da zormuş oysa
Söylemedi bunu kimse
Her neyse,
Tek şekerli olsun bütün çaylar
İskandinav boylarına benden selamlar!

Hazar Ertaç
6/17

Ada ve Mavi Kuş


I
Uzak okyanuslar ortasında,
Denizlerin tenha dalgasında
Bir küçücük ada
Kimse görmemiş,
Hiç gidilmemiş.

II
Bir mavi kuş
Boşuna uçmaktan,
Artık yorulmuş
Çünkü açık denizlerde yitirmiş
Yolunu ve kendini.

III
Sonra mavi kuş
Tam düşecekken bulmuş
Ve inip biraz
Dinlenmek istemiş
O küçük adaya
Ansızın konmuş

IV
Merhaba demiş ada
Neden kondun ki bana?
Ben çorak ve ıssızım
Çok karanlık ve ışıksızım

V
Cevap vermemiş mavi kuş
Merhaba diyip susmuş
Çünkü ada anlar sanmış
Ne değerli ve güzel olduğunu
Bir yorgun kuş için
Okyanus ortasında

VI
Fakat ada susmamış
Azıcık inatçıymış
Beni kimse sevmez demiş
Neredeyim bilmez demiş
Ben alıştım buna
Sen de durma burada

VII
Biraz şaşırmış mavi kuş
Birazcık da korkmuş
Çünkü ilk kez görüyormuş
Sevilmekten korkanı
Sonra dönüp sormuş
Neden istemiyorsun durmamı?

VIII
Ada biraz sinirlenmiş
Çünkü duramazsın demiş
Ben çirkin ve uzağım
Belki de senin için
Bir tuzağım
Ya bağlanırsan bana?
Ya uçmak istemezsen bir daha?

IX
Biraz durmuş mavi kuş
Sonra açıkça konuşmuş
Benim işim uçmak demiş
Bir yerlere konmak demiş
Sen güzel bir adasın,
Çirkinliğe uzaksın
Koca okyanus ortasında
Umut veren bir duraksın
Ve ben yoruldum artık
İzin ver de durayım
Bağlanırsam bağlanayım
Belli bile etmem sana
Söz.

X
Olmaz demiş küçük ada,
Yalan söyleme bana.
Sen belli etmezsin ama
Ya ben bağlanırsam sana?

XI
Mavi kuş durup düşünmüş
Biraz da gözyaşı dökmüş
Çünkü karanlık okyanusta
Son ışığı da sönmüş.

XII
- Gitmeden bir kez iyi geceler de bana, içten.
+Diyince her şey bitecek mi? Işık sönecek mi?
- Evet.
+İyi geceler, içten.
  Mavi kuş havalanmış...


Hazar Ertaç
4/17

Toz ve Portakal Çiçeği

Beş basamak merdiven
Üçüncüsünde durdum,
Yoruldum
Kudretli bir volkan sönüyor gibiydi.
Beş adımdı aramız
Üçüncüsünde durdum,
Güldün
Bütün şehir lunaparka kesti.

Sonrası tuhaf zamanlar seli
Birtakım lahzalar işte, koyver
Ne bilerek ne isteyerek
Görünür-görünmez ve abstrait mor
Örneğin birkaç kuyu kazdılar -idi
Ötekinden berikine
Ve göğüs kafeslerimden
Dökülen yalanlara 
Eşlik etmiş -idi
Biraz dumanlı birkaç begonvil 
Salınarak duvar üstlerinden,
Bu bildiğin kader -idi
Bildiğim kadar -idi

Belki de bundandır,
Bundandır elbet
Nicedir gözüme toz kaçmıyor
Bir de
Ölen portakal çiçekleriyken
Gömülen ben oluyorum.

Hazar Ertaç
4/17

En Çok Nereyi Seviyorsan Şehrinde

En çok nereyi seviyorsan şehrinde
Seni orada bekleyeceğim
Keskin ikilemlerden doğmuş yaralarla
Kalp dediğin nihayetinde et parçası
Kaç darbe yemişse o kadar yumuşak
Sahi kaç gün daha böyle geçer?
Soluksuz, bakışsız ve düz
Bir şeylere ihtiyacım var
Zamana
Merhametli bir yalana
En çokta kafanı göğsüme yaslamana
Saçmalıyor da olabilirim
Bundan doğal ne var?
Adını bile daha önce duymuştum
Adına daha önceden de aşık olmuştum
Fakat gel gör ki
Gözlerine şiir yazamam
Bizi oraya çeken her neyse
Ki bunun adı elbette sabır
Acılarımızla bağladı
Şimdi
Ellerimde yumuşacık bir kalp var
En çok nereyi seviyorsan şehrinde
Seni orada bekleyeceğim
Gel
Al.

Hazar Ertaç
3/17

Gecedir Bu

Sor ki ne denli yitirmişim
İki parmağım arası duman
İki insan arası uzak

İki göz birbirini görmezse
Gecedir bu
Kurulur mahşer yeri
Sonra kurulur saatleri sabahın
Sor ki niye bakarım böyle garip
Böyle güzaf
Böyle nafile
Çünkü çöküyor gece
Bilmem ne desem anlarsınız
Başlı başına bir sebep
Aynı zamanda 
Sabaha varan sonuç
Ve göğsüme kapkara bir yük
Zirâ her dirilişe
Bir ölüm lazımdır ilk.

Hazar Ertaç
9/2/17
Giriftar Dergisi / Mart 2017

Yaratılış Özgürlüğü

Bir yola mecbur kılınmışım ki
Görebilmek sonunu kibir demektir, çok açık
Zira yol topraktan, yolcu topraktan
Ve görünen tek şey gözü kör eden ışık, bakamam
Ne olur, sefaletime saygı duy!
Sana monologlar göndereceğim eski kitap kokulu
Fakat şu an sus, her gerçeğim bir yalana tutunmuşken
Yanına gelmem acılar doğurur
Özgürlüğüm, acziyetim kadar en fazla
O yüzden tutamam elini, uzatma
Sorun, sorularının ta kendisidir anla artık
Cevapları yaratılıştan dahi eski
Ben bilemem şüphesiz
Özgürlüğün iradeye çıktığı yerde gömülmüş
Elest bezminin altında yeminim saklı
İnsan olmak istemişim ne tuhaf
Hem yükselip hem çakıldığım
Bir adem mührü ile yaratıldığım
Ve bu topraktan yola zaruri bırakıldığım yerde
Çakılı kaldım
Ne gidebilirim ne de gitmek isterim zaten
Ben özgürlüğümü Allah’a satıp
Kendimi almışım
Çok önceden.

Hazar Ertaç
26/1/17
Giriftar Dergisi / Şubat 2017

Aynı

Bu muğlak senaryolardan bıktım elbette
Ucu, kendi başına çıkan yollarda
Ne işimiz vardı bizim?
Ne arıyorduk ki sahi?
Hiçbir şeyin aranarak bulunamadığını
Bildiğimiz halde üstelik
Bir ipin ucunu tutuyoruz gülerek sonra
Bir ezgi, bir cümle, olmadı bir tebessümden
Çekmeye başlıyoruz nedense
Sanıyoruz ki kafamızı çevirip
güneşi buyur eden pencerelere bakınca
Gerçekten farklı olabilir bir şeyler
Bir ihtimal muaf olabiliriz her realiteden
Belki bağışlanır insan olmak suçumuz
Attığımız her adım safi 
Fıtratı su götürmez bir merhamet olan kuşların
Samimi memleketlerine götürür bizi
Fakat ölü bir şair yanında götürmemiş şu dizesini
Kuşlar da kaderle uçuyor
İster inan, istersen reddet
Ve hatta istersen küfret 
Bilki hiçbir şey değişmiyor
Bin yıllık ağaçların kökleri dahi aynı
Kuşkuyla baktığım gökyüzü aynı
Anlatmaya çabaladıklarım hep aynı
Sen bile aynısın hâlâ
Biraz olsun değişebilsen
Ucu, kendi başına çıkan yollarda bırakıp
Ne varsa küfeme yüklenmiş
Gelirdim yanına.

Hazar Ertaç
22/1/17

Konuşamayanlar

Şimdi ne çıkıverse ağzımdan küfre çalar
Tüm kavramların sıkıştığı gibi
Sol omzunun üstüne
Yahut tren istasyonları soğuktur
Ve otogar bankları gibi sonsuzluğun ucu turuncu
Ucu yoktur fakat
Tüm evrenlerde iki mesafe arası
İki sigara arası gibidir aslında kısa
Kısa biliyorsun evet, evet artık kente döndüm
Bunun incir ağacıyla bir alakası yok hayır
Yok zaten bir incir ağacı artık
Belki de sol omzunun üstündedir yokla
Yokla ki gör her şey sıkışmış orada
Şimdi ne desem sana
Ne demek istediğime çıkar
Bu yüzdendir işte
Konuşamayanlar, yazar.

Demiş ki Lidar, çok şey demiş ama
Aslında o kim bilmiyorum desem yeridir
Ve onurlu Muhsin ünlü bir adam fakat
Tanımıyorum onu da affedin

Ah Muhsin! ve Lidar
Ne de büyük ontolojik arızalar
Beni affedin diye bağırır bir Fransız -on ikiyi on geçer-
Lidar ve Muhsin affeder
Çünkü onlar konuşamayanlardır
Onlar yazar.

Hazar Ertaç
1/1/17

Dönüp Dolaşıp

Odamdaki kum saatini ters çevirdim az önce
Bunu bana kim vermişti sâhi?
Ama zaman senin için aksın demişti
Hatırlıyorum
Ben ters çevirdim sonra
Ters çevirdiler onlar
Zaman benim sanmıştım bir an
Olmadı

Bir daha hiç göremeyecek olmam seni
Unutmam anlamına mı gelir?
Veya koca bir şehri yakarak yok edebilir miyiz?
Ben şehri sevip, sigaralar yaktım
Sonbaharın yuva yaptığı parklarda
Keşke bunun için de dua etseydi biri
Etmedi

Sonra denize iki taş atmışlar uzaklarda
İki şiir kitabı gibi kırmızı ve mavi siyahımsı
O kitaplar ki kıyımıza vurmuş dönüp dolaşıp
Osman söyledi gelip geçenlerde
Dedim ki belki bunlar sarar yaralarımızı
Abi dedi dün Osman
Sarmadı

Peki ya dedim
Dönüp dönüp başa gelmek nerede yazılı?
Mesela durmak isteyip
Duramamak kavramı
Yüz yıllık bir ağaç gibi sabit
Alengirli sözlüklerde dahi yoktur
Kaldı ki gidip kime anlatayım seni
Belki ben bile sıkılmış olabilirim 
Ya da Osman bunlardan
Cesaret edip susayım demiştim 
Yine olmadı

Hazar Ertaç
8/10/16

Kızıldeniz'in Öteki Ucu

Şu ağustos'un bir sırrı var bilirim
Temmuz'a dahi söylemez, geçtim eylül'ü
Gerçi seni de geçmiştim ne komik
Hatta geçmişin dahi geçtiğini söylerler bak o da komiktir
Fakat bazı gemilerin içimizden geçtiğini gördüm
Gördüm ki veda edecek mecalimiz dâhi yok
Çünkü yokluk saf ve temiz bir güzellik sırtlamış
Biz kirli oyalamasına boyun eğerken varlığın

Hani sana defalarca söylemiştim ya ben
Hani gecelerce anlatmıştım sen beni duymuyorken
Ne aciz yaratıktır şu insanoğlu diye
Sana gökyüzünün her zerresini vermek isteyip
Oysa tek yıldız dahi çok uzakken bana
Binlerce yıllık günah
Ve milyonlarca yıllık bir affediliş kadar uzakken
Veremediğim o gece anlamıştım
Anladım ki insan, şeytandan bile nankör
Anladım ki şeytan, mızrağı soktuğumuz çuval
Ve sen, Kızıldeniz'in öteki ucundasın
Ben Musa ve elimdeki asa değilken
Demektir ki
Masumlar duymuyor günahkârları cennetten
Zira o gece duymuyordun beni
Ya bombalar eşlik ediyordu o şiirlere
Çocuklar kurşunla, biz utançla ölüyorduk
Ya da sesimi bastırmıştı bahsettiğim gemiler
Zaten her ihtimal bir cehennem değil mi
Her halükârda ölmüyormuşuz gibi bakma hayata
Ne desem boş çaresizliğidir yaşamak dediğin
Ve sen zaten beni duymuyorsun ki

Hazar Ertaç
30/8/16

Trenler

Ben yeşil çınarları sevdikçe
Odam bir incir ağacına bakar
Hiç gitmediğim şehirleri özlemek gibi
Çıkmaz sokaklara bağlanır her yol
Ben gölgesine hasretimdir yeşil çınarların
Fakat incir ağaçları eşlik eder bütün zamanıma
Ve o hain kum saatlerine hükmetmek isterim bazen
Onların bana hükmettiği gibi şuursuzca

Ben seni sevdikçe
Penceren başka gökyüzüne açılmış
Kuşlar saadeti taşır kanatlarının altında göreceksin
Göreceksin ki, o çıkmaz sokaklara senin ismin verilmiş
Başka gökyüzünün yıldızları aydınlatmış gecelerini
Fakat o yıldızları da aydınlatan bir güneş varmış
Göreceksin ki bazen şimşekler çıkacak yoluna
Ve bazıları çakacak sorgusuz hayatının ortasına
Ne bileyim, kader oturtur sanmıştım her şeyi rayına
Ben trenleri devrilmez bilirdim
Ne bileyim

Hazar Ertaç
25/8/16

Büyük Şairlerin Derin Ahları

Bir çiziktir bu vefakâr ölü
Hiçbir zemin senin kadar çarpmaz
Ve zaman bu denli akmaz ölü
Sana biraz kübist baş ağrısı
Dehşet dolu manzaralar
Garipten bir şiir
Zarif gözyaşlarının oğludur ölü
Gönderdim, kabul ola
Ve affola

Biliyorum, yıldızları seviyorsun
İzlemeyi en çok, zira dokunamıyorsun
Ben de bir ruhu seviyorum ölü
İzlemeyi ama, dokunamıyorum
Bu bana senden kalan bilinmez ölü
Büyük şairlerin derin ahlarıdır
Ne hakikatli yaşar şu ölüler
Çünkü yaşayanlar basit bir ölü
Ve üstünkörüler

Hazar Ertaç
18/7/16

Çiçekler ve Kökler

Şu kiraz ağacı meyvesiz
Bu dahi bir şey hissedememekle alakalı
İsterdim ki sana vereyim koparıp
Tek bir an bile samimi olmuş
Tüm çiçekleri ve köklerini bu dünyanın
Ve eşsiz var olabilme olgusunun
Yokluğu dahi benim olsaydı
Yine senin olsun isterdim çaresiz
Çünkü biz, bizim olsun istediğimiz her şeye
Zaten bizim olan her şeyi verebiliriz
Galiba böyle böyle kaybedebilmekle meşhuruz
Biz ki karın ağrısıyız bu cihanın
Ve milyon zamanda biriyiz sadece
Evvelinden bihaber koca kainatın

Şu yıkılmaz bencilliğimiz
Bu da duvar gibi olabilmesiyle alakalıdır kalbin
İstemezdim böyle olsun her şey
Yaşadıkların ve yaşayacakların
Ve seni içinde yaşattığım metaforların
Elimde olsaydı tüm yaratılanların kaderi
Ellerine bırakırdım yine çaresiz
Getirebilesin diye yan yana
Evrenin dört bir yanına dağılmış
Sonsuz suretteki ayrı ve gayrısını
Ve bitirebilesin diye tutup en başından
Beynimize zamansız saplanan sancısını
Evet, bizler ki hep döneriz en başa
Çünkü milyarlarca bilincin anlamsızlığıyız
Uslanmaz ve sefil muammalarız
Ve hatta varlığı dahi
Kendisinin olmayanlarız.

Hazar Ertaç
10/7/16

Soru İşaretleri Üçlemesi

Soru İşareti  -I-
Bilirsin,
Vakit öğlen sonrasıdır
Dört buçuk gibi
Günlerden cumartesi
Fakat cuma da olabilir
Kimsenin beni tanımadığı
Bir sonbahar günü işte
Ütopyalardan biri
Campanella hâlâ diri

Soru İşareti  -II-
Şimdi biz,
Kaderi kafiyesiz yazılan
Adamlarız ya
Ben bunu istememiştim
Yine de teşekkürler

Allah'ım
Güzel olmuş

Soru İşareti  -III-

Döndüm ona,
O dönmedi.
Sonra o bana dönmüş
Ben dönmemişim.
Babam bunu hissetmiş.

Hazar Ertaç
1/7/16

Biliyorsun, Sigaram Yok


Nerede mânâlar? Olması gerekenler hani
Bizi mütemadiyen çıldırtan bu gri materyal
İçinde olduğumuz boşluğun bir rengi yok
Evlerin çatısında bembeyaz huzur
Biliyorsun, göğe bakmak vakti değildir şimdi

Peki ya, sandıkları gibi bir insan olmak sorumluluğumuz var mıdır?
Biliyorsun, Allah’ın yokluğu kadar yoktur

Allah’ım, başım ağrımakta
Ve Bedirhan güzel bir şiir yazmaktaymış
Halil yeni bir iş bulmuş ve bundan memnun değil
Ercan nerelerde Allah bilir, arıyorum açmıyor
Arda’yı arasam  durduk yere küfür ederim biliyorum
Samet’i mi arasam?
Onun da numarasını bilmiyorum
Allah’ım, bu gece kendimi mi yaksam ?
Biliyorsun, sigaram yok.


Hazar Ertaç
25/6/16